8 Mayıs 2014 Perşembe

Flora, şenlikli günler, Hızır Reis...

Son yazıdan devam...

Kaş'ta ekipten ayrıldıktan sonra otostop çekmeye başladım. Hedefim ya Alanya'ya varmaktı ya da Flora'ya. Yani otostoptaki şans durumuna göre... Daha önce olduğu gibi yine zorlandım Kaş çıkışında. Bir buçuk saate yakın bekledikten sonra Mustafa Abi durdu ve Demre'ye kadar yavaş yavaş gittik beraber. O kadar acayip bir adamdı ki kelimelerim kifayetsiz kalacağı ve anlatamayacağım için üzülüyorum. Diğerleri gibi o da çok fazla soru sordu ve çok fazla şaşırdı, ağzımdan çıkan her kelimeye... Ama tepkileri ve yorumları çok komikti. "Yani Emre sen beni öyle bir hale koydun ki şimdi, bilmiyom..." , "Emre, sorularım sana garip geliyor olabilir ama senin cevapların da o kadar değişik geliyor ki bana, çok değişik düşünceler giriyo içime...", "Şimdi Emre, gelsem yanına, gezsem seninle dağ tepe... Olmaz ki, nasıl gezecem bu koca çantayla..." gibi gibi cümleler. Ama işte tonlaması ve genel hali ile birleşince, poff...

Sonra bi' çocuk beni 8-10 km öteye götürdü. Tam viraj ağzında, araçların beni zor göreceği bir yerde bıraktı ama Kalkan'da yaşayan Onur'la Nurçin hemen imdadıma yetiştiler. Tabii bu arada neredeyse akşam olduğu için ben çoktan Alanya planını sonraya bırakmıştım ve rotayı Flora olarak kesinleştirmiştim. Sonra olmayacak şey oldu, Onurların Alanya'ya gitme ihtimali varmış meğer (zira Demre'den doğrudan Alanya'ya giden bir araç bulma ihtimali benim kurumsal bir firmada çalışma ihtimalimden bile düşük). Gelecek olan bir habere göre ya Alanya'ya gideceklerdi veya Antalya'ya... Her halükarda Flora'ya ulaşmayı garantilemiştim, bununla birlikte "bu bir işaret!" diye düşünüp  Alanya'ya devam ederlerse onlarla gitmeye karar vermek üzereydim. Sonra Alanya işi olmadı ve ben Flora'ya sapan yolda indim, muhteşem orman yoluna saptım ve ilk gördüğüm günden beri "masaldan fırlamış bir yer" olarak tanımladığım hayata koştum.

Gittiğimde harıl harıl çalışıyordu insanlar (Selahattin, Ayşe, Ilgın, Serhat, -yeni tanıştığım ve taze istifacı- Atakan), sandalye tamiri, yeni duş-tuvaletlerin son rötuşları, yemek vs... Pek bir şeyin ucundan tutacak halim yoktu, hava kararmadan Bonustepe'ye (çok görülesi bir yer, çoook) çadırımı attım. Sonra da yemek, muhabbet... Çenem de nasıl düşüktü o akşam, anlattım da anlattım bir sürü. Enerjim bana fazla geldi o gün, fiziksel yorgunluğuma rağmen. Ha bir de akşam Atilla da katıldı aramıza, Likya yürüyüş grubundan...

Ertesi gün bir sürü iş kotardık akşam üstüne kadar. Güzel bir kahvaltı sonrasında, önce Atilla ve Atakan'la, Flora'ya çıkan yolda derenin içinden geçen yolu güçlendirme çalışması yaptık, süper de bir ekip olduk. Sonra çalı çırpı vs. topladık, biraz odun kestik... Derken akşam üstü ekmek yoğurdum, ki çok özlemiştim bunu. Kaç haftadır sabit bir ev hayatından uzak olunca ekmeğimi yapamaz olmuştum. Ekmek sonrasında ise 7-8 günlük aradan sonra ilk kez internete girdim, facebook yazışmaları, e-postalar, Hayatı "Kut"layalım etkinliği ile ilgili işler, yazışmalar derken enerjim çekildi sanki. Ne de iyi gelmiş meğer bana, online olmama halleri.

Ha bir de ertesi gün işbaşı yapacağından mütevellit, Atilla'nın içi çok buruk ve hiç istemeyerek Antalya'ya yola düşmesi beni pek üzdü, paylaşmadan geçmeyeyim. Zaten bir süredir beni başkaları adına üzen şeyler hep bu minvalde. Hastalık, ölüm vs. bile olunca çok takılmıyorum, "hayatın getirdiği şeyler" olarak bakabiliyorum da insanların sistemdeki sıkışıp kalma halleri fena yapıyor beni. Yine de üstüme almamam lazım tabii, bilmiyor değilim.

O gün öylece geçti ve Cumartesi günü İkinci Geleneksel Flora Bahar Şenliği başladı. 3 Mayıs'ta başlayıp 6 Mayıs'ta hıdrellezde son bulacak etkinliğin kapıları herkese açıktı. Cumartesi, Pazar ve benim ayrıldığım Pazartesi öğlenine kadar kimler kimler geldi... Muhabbetler, şarkılar, doğaçlama müzik yapmalar (kaç yıl sonra ilk kez davul çaldım, pıfff) vs. derken paldır küldür geçti birkaç gün. Bense internet sonrasındaki düşük enerjili modda devam ettim. Ama biliyorum artık kendimi, ortam kalabalıklaştıkça ben yavaşlıyorum ve kapanıyorum, kişi sayısı azaldığında ise ters orantılı olarak enerjim yükseliyor. Öyle bir hallerdeyim işte 1,5 yıldır. Neyse efen'im, son gece (yani benim son gecemde) güzel bir çember yaptık, o iyi geldi mesela. Tek bir kişinin konuştuğu, kalanların onu dinlediği, aynı anda üç beş konuşmanın dönmediği sakin bir ortam... Seviyorum bu çember kafasını... ((: Ondandır "Hayatı 'Kut'layalım" adı altındaki etkinliklere üst üste el atma nedenim. Dün facebook'a şöyle bir şey yazdım hatta: "benden duymuş olmayın ama dünyayı çemberler kurtaracak." Geometrik olarak da çoğalıyoruz valla, bakalım sonu nereye gidecek bu işin... ((:

Derken derken Pazartesi günü kendimi iyice yorulmuş hissettim ve tam da Hıdrellez gecesi olmasına ve toplaşmanın bir nedeninin de bu geceyi birlikte kutlamak olmasına rağmen içimin sesini dinledim ve Alanya'ya doğru yola düştüm.

Ana yola çıktıktan kısa bir süre sonra biri durdu (adını unuttum şimdi). Şansıma hava alanına kadar gidiyordu ve bu demek oluyordu ki Alanya yoluna çıkmış olacaktım. Büyük şans! Gerçi büyük bir de şanssızlık başımıza gelebilirdi ama erkenden fark ettim neyse ki: Adam resmen ayakta uyuyor ve arabayı da bi' tuhaf kullanıyordu. Dedim "çek abi sağa, ben kullanayım, senin gözler gidiyo.". Bir iki kem küm etse de itiraz etmedi ve yerleri değiştirdik. ((: Zaten "olmaz" deseydi inerdim, neme lazım... Hava alanı sapağına kadar gittik, sonra ben otostopa devam ettim, o uçağına yetişti. Orada Cuma aldı beni ve Belek sapağına kadar götürdü, oradan da Harun ile Konya yolu ayrımına kadar devam ettim. Harun Manavgat'ta tantuni ısmarlamak için çok ısrar etti ama Flora'da Ayşe'nin yemekleri o kadar mükemmeldi ve 2 saat önce o kadar çok yemiştim ki reddetmek durumunda kaldım bu güzel teklifi. Son 50 km'yi ise kararmaya başlayan hava ve yağmur nedeniyle otobüsle geldim ve eve ulaştım.

3 günden biraz kısa bir süredir Alanya'dayım. Evin her zamanki sakinleri olan annem ve Emir abinin yanı sıra Emir abinin annesi Fatma anne de burada bir süredir. Tatlı tatlı sohbetleşiyoruz ama bugün biraz kötü hissediyormuş, odadan çıkmıyor pek. Ben her zamanki gibi hep evdeyim, bu sefer kitap da okumuyorum (biraz Kutsal Ekonomi'ye baktım sadece), sadece OT - Mayıs sayısını... Bir de internette epey vakit geçiriyorum, hem biriken yazışmalar hem etkinliğin işleri vs...

Haa, bir de şöyle bir durum var korkarım, Hıdrellez için dilekler yazıp ağaca asmışlar burada ama Fatma anne kendi kafasına göre bir şeyler istemiş Hızır Aleyhisselam'dan ((: "hayırlı bir evlilik" falan istemiş, töbeler olsun... ((:

Durumlar böyle şimdilik. Cumartesi yine yola düşüyorum... Antalya ahalisi ile görüşüp Pazartesi falan İzmir'e geçeceğim... Sonra yine hayatı kutlayıp tekrar yollar, şunlar-bunlar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder