7 Mayıs 2014 Çarşamba

Üçüncü Likya Yolu seferi

Kaldığım yerden devam...

Son yazmış olduğum gün, SGK'ya gidip Genel Sağlık Sigorta'mı başlattım* ve bunca aylık ihmalimi sona erdirmiş oldum. Çok ihtiyacım olacağını düşündüğümden değil de biraz da bu sigortanın zorunlu olmasından yaptım bu işleri. Sonrasında Likya yolu yürüyüşü için birkaç parça al-ver (kamp tüpü, kuruyemiş, bir-iki konserve vs.) yaptım ve ertesi gün yola çıkmaya hazırdım.

25 Nisan Cuma günü saat 10'a doğru Burak'ın beni Çeşme otoyolunun Seferihisar gişelerine bırakmasıyla başladı yolculuğum. Önce iki abi ile Üçkuyular'a, sonra bir başkasıyla Aydın sapağına kadar ulaştım hızlıca. Bu ikincisiyle kısa sürede epey muhabbet etme şansımız oldu. Kendime biçtiğim misyonum gereği çokça virüs bulaştırmaya çalıştım ona. Sahil kasabasına yerleşme hayallerinden bahsetti, gerçekten isterse yapabileceğine ikna etmeye çalıştım. Çok şeker bir adamdı ama ikna olmadı sanırım. ((: "Hayatın gerçekleri, zorlukları" falan... Sonrasında Şirince'ye giden bir çiftle Selçuk ayrımına kadar ulaştım ve orada Harun aldı beni. Harun, Alaçatı Ev Kurabiyecisi markasını kuran kişi (büyük marketlerde falan satılıyor hep). Henüz 27 yaşında ama, adam bildiğin fabrika sahibi. Çok çok güzel geçti onunla yolculuk. Ben anlattım, o anlattı... Ona da epey virüs bulaştırdım ve onda bir miktar tesir göstereceğini sanıyorum. ((: Flora'daki şenliğe falan da davet ettim hatta; o an çok istemişti, hatta yanımda telefonda eşiyle bile paylaştı ama gelemediler. Bu arada Harun işle ilgili bir durum için Bodrum'a gidiyordu. Benim normal güzergahım Aydın-Muğla diye devam ediyor ama yolu biraz uzatma pahasına (belki 50 km. kadar) onunla Milas'a kadar devam ettim. Hem oradan otostop daha kolay olurdu ve epey bir yolu tek araçla katetmiş olurdum, hem de muhabbet pek keyifliydi.

Sonrasında Kaan aldı beni ve Marmaris sapağına kadar attı; oradan da avukat Atıl, Köyceğiz'e kadar... Buraya kadar o kadar şanslı ilerledim ki en çok beklediğim yerde 10 dakika bile beklemedim. Hayatımın en şanslı otostopu olarak devam etti belki de... Köyceğiz'de ise fena takıldım, neredeyse 1,5 saat dikildikten sonra işler yine açıldı ve üç tane genç arkadaşla Fethiye girişine, oradan Ali Abi ile Fethiye çıkışına kadar devam ettim. Sonrasında da birkaç aktarma daha yaparak 18:15'te Patara kavşağına, 18:40'ta ise Patara'ya, Camel Camping'e ulaştım. Geçtiğimiz yıl Likya Yolu yürüyüşü sırasında iki gece kalmıştık burada ve çok beğenmiştik. Güzel bir buluşma noktası olduğu için de yürüyüş için buluşma noktası olarak burayı belirlemiştik. Yenilikler de vardı şimdi, geçen yıl bomboş olan bölgeye bu yıl bungalov falan da koymuşlar. Çadırla kalmak yine ücretsiz, ohh... Ferhat askere gitmiş ama Mehmet vardı bu sefer ve o da pek iyiydi. Akşam biraz Patara'da dolanıp bir şeyler yiyip içtikten sonra yattım. Yatmadan önce ses kayıt cihazına "Bugün inanılmaz iyi ve keyifli hissediyorum kendimi." demişim bu arada, şimdi dinledim de...

Ertesi gün (Cumartesi) yürüyüş yoldaşlarım Nihan, Betül ve Atilla gelecekti ve geldiler. Gündüz Kınık taraflarında buluşup yürüyüş rotamızın gerisinde kalan Xanthos ve Letoon'u gezdiler (ben üşendiğim için gitmedim ama Patara antik kentinde dolandım biraz) ve akşam Camel'da buluştuk.



Yedik, içtik, tanıştık vs. derken yattık kalktık Pazar oldu ve yürüyüşümüz başladı. Önce dördümüz Patara antik kentini dolaştık,
sonra Kalkan'a doğru yola koyulduk. Serin denebilecek bir havada çok konforlu bir yürüyüş sonrasında akşama doğru Kalkan'a vardık. Çok rüzgarlı ve kapalı bir gündü ama gün içinde yağmadı yağmur. Yağmadı da ne oldu, gece coştu. Sahilin hemen üstündeki parka kurduğumuz çadırlarda hop oturduk hop kalktık. Gök gürültüleri, sağanak yağmur, kuvvetli rüzgar... Çadırlar ha uçtu ha uçacak, ha yırtıldılar derken sakinledi neyse ki ve güneşli, prıl pırıl bir sabaha uyandık.

(Kalkan'da çadır attığımız muhteşem yer)


İkinci günkü rotamız Kalkan-Bezirgan idi. Bezirgan'ı geçen yılki yürüyüşte çok beğenmiştim, yine çok beğendim ((: Çok çıkışlı, dik tırmanışlı ama uzun olmayan bir rota... Bezirgan'da karşılaştığımız Hacı Ali Abi'nin davetiyle onun evinde yedik-içtik, yemeğimizi yaptık, çay demledik... Sonra gittik, cami imamıyla konuştuk ve camide üst katta yattık. (Geçen yıl da Gökçeören'de cami imamı camide kalabileceğimizi söylediğinde çok şaşırmıştım. Şimdi şaşırma sırası Atilla ve Nihan'daydı, Betül ilahiyat okuduğu için bunun normal bir uygulama olduğunu biliyormuş tabii.) Çadır vs. uğraşma derdimiz olmadı böylece.

camide sabah...


Yattık, kalktık, camide yogamızı yaptık ve Gökçeören'e doğru yola çıktık. Bir-iki mini kaybolma sonrasında yolumuzu bulduk ve 20 km yürüdüğümüz yolun sonunda epey yorularak Gökçeören'e vardık. Geçen yıl olduğu gibi yine pansiyoncu Hüseyin'de çok güzel yemekler yedik, yine camide kaldık... Bu arada çadırları taşımasaymışız olurmuş valla, bir tek Patara ve Kalkan'da çadırda kaldık...

Gökçeören'deki caminin bahçesindeki                                                   muhteşem çınar!


Ve ertesi günkü rotamız Kaş yakınlarındaki Çukurbağ idi ve hem en uzun hem de en maceralı günümüze başladık. Toplam mesafenin 25 km.ye yaklaştığı ama aşırı keyifli bir etap bu. Yalnız bir ara yağmur başlayınca yağmurluklarla devam etmek, artınca da bir ağacın altına sığınmak zorunda kaldık. Sonrasında durdu ve devam ettik, terk edilmiş bir çoban kulübesinin önünde yemeklerimiz yedik; tam yola çıkarken yine bastırdı, hem ne bastırmak! Doluya bile döndü bir ara, bekledik de bekledik. Daha epey de yolumuz vardı ve hava kararana kadar Çukurbağ'a varmamız zor göründüğü için geceyi orada geçirmeye karar vermek üzereydik. (Bu arada ben şakayla karışık olağanüstü hal falan ilan ettim, çok güldüler bana ama çok az yiyeceğimiz vardı ve kalsaydık gerçekten de çok dikkatli olmamız lazımdı. Neyse, gençler eğlensin de...)

Bahsi geçen barınağımız ((:


Derken yağmur durdu, hava hafiften aydınlandı ve tekrar yağmayacağına kanaat getirerek -ve daha da çok, umarak- devam ettik. Varabilmek için epey artırdığımız tempomuz sayesinde hava kararmak üzereyken Çukurbağ'a varmayı başardık neyse ki. Bu arada Betül bileğini burktu ve son bir km.de epey zorlandı maalesef. Artık alıştık ya, Çukurbağ'da bulunan üç camiden birinde kalırız diye düşünüyorduk ama sonra -yine geçen yürüyüşte tanıştığım- dünya tatlısı Cemal Dede'nin pansiyonuna kafamızı uzattık, iki sohbet ettik ve sonrasında dedenin yanında çalışan Fatma ablayla tanıştık ve çok yorgun ve ıslak olduğumuz için -cüzi bir fiyat karşılığında- onun evinde kaldık. Yemek yedik, çayımızı içtik, yattık-kalktık, kahvaltı...

 (evdeki odamız)


Her zamanki gibi sabah oldu. (ne komik) Günlerden de Perşembe... O gün yürüyüşü bitirmeye karar vermiştik, zira hem çok yorulduk hem Betül'ün bileği çok iyi değildi hem de Atilla ve Nihan'ın iş-güç-okul programları daha fazlasına pek izin vermiyordu. Kahvaltıdan sonra Betül'ü -birkaç saat sonra buluşmak üzere- dolmuşla Kaş'a uğurladık, biz de yürüyerek inecektik son günümüzde. Daha Çukurbağ'dan çıkmadan kandil hasebiyle "pişi" kızartan Gülsüm ablanın evinin yanından geçerken ona "kolay gelsin" dememizle bahçesinde pişileri hüpletmeye başlamamız arasında sadece birkaç saniye geçti.
Yedik, devam ettik, Kaş'ın ve karşıdaki Meis'in manzarasını içimize çektikten sonra aşağı indik ve o gün öğleden sonra yürüyüşümüz tamamlanmış oldu.
(bunu ben çektim, diğer fotoğraflar -burada    görünen- Atilla Gökhan Duruhan'dan)


Ha bu arada tam biz indiğimizde Betül'ün de otobüsü oradan geçiyordu. Deli kız bizi görüp arabayı durdurdu, iki sarıldık-vedalaştık, Konya'ya doğru yoluna devam etti.

Aşağıda biraz sohbetledikten ve nefeslendikten sonra bizim de yollarımız ayrıldı. Nihan bir iki gün o taraflarda takılacaktı, Atilla gündüz Nihan'la takıldıktan sonra akşam Flora'ya geçecekti, bense otostoptaki şans durumuna göre Flora'ya gidecek ya da Alanya'ya devam edecektim. Buradan sonrasını ise bir sonraki yazıya bırakayım. Yoruldum zaten...

* Kurumsal hayattan çıkan/çıkmak isteyen, çalışmayan, kırsalda yaşamak isteyen vb. kişilere çevreden gelen en yoğun saldırı belki de hastalık durumunda ne olacağı sorusu. Valla resmi bir geliriniz yoksa bir başvuru yapıyorsunuz ve devlet, genel sağlık sigortası priminizi ödüyor. Ben yaptım, oradan biliyorum. Bilgi ihtiyacı olan varsa itina ile yardımcı olunur.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder